Friday, 4 September 2009

Orhan Ketene ile Bire Birde Görüşme

4 Eylül 2009 Cuma gecesi Türkiye saati ile 22´de Kerkük saatiyle 23´te Türkmeneli Tv "Bire Bir" programında İnci Muratlı, Orhan Ketene ile bir görüşme yapacaktır.

Yurt dışından Türkmenlerin, Türkmen davasına bakışları, Batılıların Türkmenler hakkında düşünceleri, Türkmen davasının son 50 yılda vardığı durum. Zafer haftası dolayısıyla unutulan Derbent zaferi hakkında konular ele alınacaktır.

Eline sağlık Fevzi ağabey ...!


Kürtler, Tuzhurmatu'da sadece Türkmenler'in devlet dairelerinde iş bulduğunu idda etti. Kurdistanraport gazetesine konuşan bir Kürt yetkili, Tuzhurmatu ilçe sınırındaki atama kapısının "Türkmenleri kastederek" sadece bir etnik grup fertleri yüzüne açıldığını söyledi.

Gazeteye konuşan Selahattin il meclisi Kürt grubunun eski üyesi Cuma Asi, "Türkmenler'in Tuzhurmatu'daki devlet dairelerindeki oranı %45'tir. Kürtler'inki ise Kürt bölge yönetimi tarafından atanan 8 bin öğretmenle birlikte %22'dir. Kalan oran ise Araplara ait" dedi.

Tuzhurmatu ilçesinin Kürt asıllı kaymakamı Muhammet Reşit ise gazeteye yaptığı açıklamada, bu atamaları engellemek için Selahattin il ine bir dilekçe sunduklarını, dilekçede bu atamaların durdurulmasını istediklerini söyledi. Kürt kaymakam, yapılan atamaları durduracak yetkiye sahip olmadığını söyledi. Kaymakam " Bu atamaları ne ben ne de ilçe meclisi durdurabilir. Çünkü böyle bir yetkimiz yok. Diğer milletler tayinden mahrum. İlçede işe ihtiyacı olan birçok fakir var" dedi.

Bu konuda Kürt gazetesine konuşan ilçedeki Kürt partilere mensup kişiler, bu atamaların arkasında "Türkmen milletvekili Fevzi Ekrem Terzi'"yi kastederek, Sadr grubu üyesi bir Türkmen milletvekilinin bulnuduğunu söyledi.

Gazeteye konuşan bir Kürt partili "Tuzhurmatu ilçe meclisinde ve Selahattin ilinde bu atamaları defalarca engellemek istediler. Ama boşuna, çünkü o milletvekilinin Bağdat'ta çok sözü geçiyor" dedi.Kaynak: Kurdistanraport Gazetesi

THİM-Erbil

Thursday, 3 September 2009

TÜRKMENELİ’MİZE GERİ DÖNELİM

Ganim Authman


Avrupa ülkeleri özellikle Almanya son küresel ekonomi krizinden sonra göç ülkesi sıfatını tam olarak kazanmadan kaybetmeye başladı. Avrupa ülkeleri ne’de artık göç yolu ile gelenlerin sayıları her geçen gün azalırken, başta Almanlar olmak üzere ekonomi krizinden dolayı Almanya’yı terk edip, başka ülkelere giden Almanların sayısında da büyük artış göstermektedir. İsviçre’de en büyük yabancı grubunu Alman vatandaşları oluşturmuş bulunuyor.

Federal Alman istatistik dairesinden Elde edilen bilgilere dayanarak Son bir yılda 162 bin Alman vatandaşının ülkesini terk ederek İsviçre, Avusturya, Kanada, ABD ve Türkiye gibi ülkelere gittiğini tespit etmiştir. Aynı gelişmeyi ülkeye göçmen olarak gelen yabancılarda da görmemiz mümkün. Diğer taraftan bakıyoruz AB’ye tam üye olduktan sonra İtalyanlar, ve ardından Yunanlılar, İspanyollar ve Portekizler kendi ülkelerine geri dönmüşlerdir.

AB’ye tam üyeliği beklemeden yıllarını Avrupa’da tüketen Türk insanı da yavaş, yavaş ülkesine geri dönmeye başladı. Bu insanların büyük şehirlerde ciddi bir şekilde iş yaşamına girdiklerini ve üstün başarılar elde ettiklerini görüyoruz. Bu geri dönüşlerin bir çok nedenleri vardır. Avrupa’da artan ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve yanı sıra ekonominin tamamıyla durgunluk içine girmesi bu konuda önemli bir faktör oluşturuyor. Benim tahminlerime göre Avrupa ülkelerinde yaklaşık 25.000 göçmen Türkmen vatandaşlarımız bulunmaktadır.

Yalnız Almanya genelinde yaklaşık 7000 yakın Türkmen bulunmaktadır. Bu göçmenlerin büyük oranda yüksek tahsilli kişilerden olaşıyor. Almanya’da yaşayan Bu insanlarımızın %44’ünün fakirlik sınırı altında yaşaması ve %30’nunu ise işsiz olması ve ya sosyal dan geçimini sağlamsı bu kitlenin Türkmenli bölgesine dönüşlerini olanaksız hale getiriyor. Irak’taki siyasi ortam Saddam öncesi ve sonrası Binlerce değerli insanlarımız topraklarını terk etmeye zorlamıştır. Az bir bölüm bu kitle insanlarımızdan şansı yüzüne gülüp gittikleri ülkelerde istikrar edip ve oranın vatandaşlığına geçip, iş yeri kurup geçimini ve geleceğini garantiye almış durumundadır.

Geri kalan kitle ne yazık işsizlik nedeni ile zor durumdalar. Özellikle genç kadınlarımız ve genç erkeklerimizin yaşamlarını ve geleceklerini derin bir şekilde etkilemektedir. Avrupa Birliği ülkeleri Irak vatandaşlarını yavaş, yavaş kaybetmeye başlıyor Almanya, Hollanda, Danimarka ve İsveç bu günlerde toplu halde Irak’lıları memleketlerine geri gönderme karar almış durumundadırlar. Irak’ın geleceğe yönelik huzura ve istikrara kavuşmasına inanarak Avrupa Türkmenleri, özellikle yüksek tahsilli insanlarımız Türkmeneli’mize geri dönüş planını ve haritasını şimdi den çizmeleri gerekmektedir.

Bu insanlara Türkmen yurdumuzun çok ihtiyacı vardır. Artık Türkmen Kardeşlerimiz için en başta Almanya olmak üzere AB ülkeleri taşı toprağı altın olan konumdan çoktan çıkmış durumda . benim kanaatimce Avrupa’da bir çok insanımızın refah düzeyinin Türkmenli bölgesinde yaşayanlarınkinden daha düşük olduğunu inanıyorum. Türkmen bölgelerinin geleceğe yönelik planlamasında geri dönen insanlarımıza yönelik olanaklar hazırlanması siyasi kuruluşlarımız başta Irak Türkmen Cephesi olmak üzere bu konuyu ele almalıdırlar.

Ganim Authman - Berlin

Wednesday, 2 September 2009

Khabat Gazetesi : Türkmen Cephesi ve Arap grupları, Karatepe'de peşmerge istemiyor

Karatepe'de düzenlenen ortak toplantıda, bölgenin güvenliğinin korunması için peşmerge ve ABD ile Irak askerlerinden ortak bir birliğin teşkil edilmesi görüşüldü. Toplantıya katılan tüm taraflar plana evet derken sadece Türkmen Cephesi ve bir takım Arap grubu karşı çıktı.Türkmen Cephesi ve Arap gruplarının bu tavrı bölge halkını endişelendiriyor. Karatepe nahiyesi müdürü Sirvan Şükür Khabat'a yaptığı açıklamada, Türkmen Cephesi ve bir takım Arap grubunun gücün teşkiline ve söz konusu güce peşmergenin dahil edilmesine karşı çıktığını söyledi.Khabat'ın Karatepe'den hazırlamış olduğu raporunda, Karatepe sakinlerinin, 34. peşmerge tümeninin bölgede görev yapmasından yana oldukları ve Irak ordusuna güvenmedikleri ortaya çıkmıştı.

Raporda 34. peşmerge tümen komutanı Nazım Kerküki, Karatepe'nin korunması yolunda tümenin 22 "şehit" verdiğini dile getirmişti.

Kaynak: Khabat Gazetesi THİM-Erbil ................Barzani'den izinli İsrail-Kürt dergisine konuşan Tsipi Livni:Kürtler gelecekte İsrail'in stratejik müttefiki olabilirIrak'ın Erbil kentinde aylık olarak yayınlanan İsrail-Kürt dergisinin 3'ncü sayısı çıktı. Davut Bağıstani'nin imtiyaz sahipliğini yaptığı ve Mevlüt Afand'in başyazarlığını yaptığı İsrail-Kürt dergisinin Kürt Gazeteciler Sendikası tarafından resmi izni bulunuyor.

Kürt-İsrail ilişkilerinin mesafe kat etmesine çalışan ve bu amaç için çıkan derginin kapağındaki büyük manşette İsrail Kadima Partisi Başkanı Tsipi Livni'nin " Kürtler gelecekte İsrail'in stratejik müttefiki olabilir" yönündeki çarpıcı demecine yer veriliyor.İsrail-Kürt dergisine konuşan İsrailli parti yetkilisi Livni, "İsrail Kürt halkının haklarına daima destek vermiştir. Kürtler gelecekte İsrail'in stratejik müttefiki olabilir. Bu da elbette imkansız bir şey değil. Her bir millet ve ülke diplomatik ve siyasi ilişki kurmakta serbesttir. Bu Kürtleri de kapsıyor. Diğer halkları ezmeye ve haklarını ihlal etmeye çalışan etrafdaki bir takım ülke, bu ilişkiyi Kürtlere reva görmezler" dedi. İsrail-Kürt Dergisi: Kürdistan'da " İsrail-Kürt" adlı bir derginin çıkmasını nasıl değerlendiriyorsunuz ?

T.Livni: Çok bahtiyarım. Bir bakıyorum, uzun yıllardır göçmen durumuna düşmüş, ülkesine dört taraftan el konulmuş bir millet bugün yarı bağımsız siyasi bir bölge sahibi olmuş durumda. Şundan eminim ki eğer ilerlemeden yana ve sanii ülkelerle ittifak kurabilirseniz çok ilerleyeceksiniz. Kuşkusuz ki "İsrail-Kürt" Dergisi, Kürt ve İsrail milletleri arasında ilişki ve dostluk kanallarından biridir. Ülkemiz İsrail'de çok sayıda Yahudi Kürt yaşıyor. Bunların Kürdistan'a gidip orada yaşama hakkı bulunuyor. Veya hak, yaşam ve kültürlerini özgürce müdafaa hakları bulunuyor.

Bu şahsi bir görüştür, insanlar arzu ettikleri istedikleri yerde yaşayabilirler, Kürdistan kentlerinde bir ömür yaşamışlarsa da. Biz Kürtlerle olan ilişkilerimizin devam etmesini ve ilerlemesini çok istiyoruz. Kürt ve Yahudiler'in birbirlerinden yakın olmayı başarabilen iki millet olduğu gerçeği yakın gelecekte net bir şekilde ortaya çıkacaktır.Kürt-İsrail ilişkilerine önem veren bir basın kuruluşunun Kürdistan'da bulunması bizim için sevinç kaynağıdır. İsrail-Kürt Dergisi: Medya merkezleri ortamında birçok kez Kürt-İsrail ilişkisinden söz ediliyor. Ancak bu ilişkiden hem İsrail hem de Kürtler tarafından resmi bir şekilde söz edilmemiştir. Sizce bunun sebepleri nelerdir ?

T.Livni: Burada bir takım iç ve dış faktüre dönmemiz lazım. Bu İsrail için eğer bu ilişikiden resmi bir şekilde söz ederse birçok sorun teşkil etmeyebilir. Ama bugüne kadar özgür bir yapıya sahip olmayan Kürtler için bu zor olabilir. Ancak bizim de yakından takip ettiğimiz seçim sürecinden sonra şundan söz edebiliriz ki Kürtler genellikle, özgür ve demokratik bir ülkeye sahip olabilecekleri güce sahiptirler.

Kaynak:İsrail-Kürt Dergisi
THİM-Erbil

Sunday, 30 August 2009

Ne Mutlu Türk'üm Diyene...

Ne Mutlu Türk'üm Diyene...
http://www.belturk.be/go.php?go=3421e3b&do=details&return=last_news&pg=1


Bugün 30 Ağustos zafer bayramı. Büyük zaferin 87. yıldönümü...

DOĞU TÜRKİSTAN VE BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİ (7)

Ümit KÖPRÜLÜ

Yedinci Bölüm

Kadir Gecesi ayaklanması

Doğu Türkistanlı Türkler, kendilerine işgalcı Çin Komünistleri’nin yaptığı zulüm, baskı ve sinsi planlarına karşı ayaklanmalarını devam ettirmekten başka bir çare bulmamaktalardır. Sayısı 400’ün üstünde olan bu silahlı ayaklanmaları bastırmak için, her seferinde diktatör Çin rejimi, diğer kentlerden askerlerini getirerek, yüzlerce insanı acımasızcasına kurşuna dizip diğer binlercesini de tutuklayarak yapmış olduğu cezaevlerini onlarla doldurmaktan geri kalmamıştır. Bir gün Doğu Türkistanlılar’ın kendi topraklarında bağımsızlıklarına sahip olmada haklarının olduğunu düşünmeyen ırıkçı Çin lider ve rejimleri, aksine bu topraklarda yaşıyan Türklere, uyguldıkları yasa dışı haksızlık, yasal haklarından mahrumiyet ve bu insanların kendi yararlnma hakları olan önemli madeni mevcudat ve tarımsal arazilerine el koymaları yanında bir de, bu bölgelerde tüm dünya ve insanlığa aykırı ederek, nükleer denemelerinde de bulunarak, bu toprakların bir çok masum insanını sakat bırakıp diğerlerinin de çeşitli hastalıklara yakalanmalarına sebep olmuşlardır.

Birleşmiş Milletler Örgütü’ne bağlı, İnsan Hakları Komiserliği ve diğer insani kuruluş ve örgütlerin bu önlem, baskı ve haksızlıklar karşısında sesiz kalmaları yanında, Doğu Türkistanlı Türkler de bağımsızlıkların elde etmek için 1,5 milyar nüfusu olan Büyük Çin İmparatorluğu’na karşı silahlı ayaklanmalarını sürdürmeye terk edilmişlerdir. Birgün gelir bu ayaklanmaların birisi onları gönül arzuları olan, bağımsızlıklarına kavuşturur diye ümitlerle yaşıyan Doğu Türkistanlı Türkler’in Çin zulüm ve haksızlıkları karşısında bir sabırları da 5 Şubat 1997 tarihine rastlayan Kadir Gecesi’nde taşarak, ayaklanmışlardır. Sincang’ın Yining kentinin bir mescidinde yalnız Cenab-i Hakka ibadet ve namaz kılmak için toplananlardan 30 kadar Uygurlu kadınına Çin askerlerinin vahşicesine saldırarak, tekme tokatla onları tutuklayıp Emniyet Müdürlüğü’ne götürüp, onlara orada en son metodlarla işkence yapmaları, halkın sabrını taşırıp sokağa dökülmelerine sebep olmuştur. Önceleri Emniyet Müdürlüğü önünde toplanan 100’e yakın Uygur’un olayı protesto etmeleri sırasında, 3 Türk kadınının cesedini dışarı çıkararak halkın önüne seri vermeleri gözleri korkutmamıştı, aksine onların ayaklanmalarına ve bu ayaklanmanın kısa bir süre de büyümesine neden olmuştur.

Doğu Türkistan İslam Partisi ve Doğu Türkistan Halk Partisi adında bulunan iki parti de bu ayaklanmayı silahlı çatışmalara çevirerek, 100’den fazla Çin askerini öldürmüşlerdir. Doğu Türkistanlı Mücahitlerinin ateşlerine misilleştirmede bulunan Kızıl Çinliler ise, halkı kurşuna dizerek yüzlerce masum insanları acımasızcasına katledip veya yaralamışlardır. 3 gün devam eden bu ayaklanmayı da bastırmak için, Çin rejimi her defasındaki gibi diğer illerden askeri güçleri getirerek, ayaklanma alanların döküp, binlerce insanları tutuklayıp, tutukevlerine götürmüştür, Doğu Türkistan’daki en güçlü askeri birlikleriyle güney kentlerini kuşatmıştır ve halkın ayaklanmalarına son vermek için kuşkulandıkları tüm kişileri birer birer yakalayıp gizli tutukevlerine atmaya başlamışlardır. Ancak Çin rejmine öfkelerle coşan bu halkı öyle kolayca susturmanın mümkün olmadığını Çinliler iyice bilmelidirler ve bu ayaklanma ve silahlı çatışmalara bir son vermek istiyorlarsa, kendilerine yakın bir yol olan Doğu Türkistan’dan ellerini çekip oradaki halka bağımsızlıklarını tanımalılardır.


Hacı Barat bir Türk mücahididir

1993 yılında çocuklarıyla birlikte çeşitli yolları denedikten sonra kaçmayı başarıp, anavatan Türkiye’ya sığınan Hacı Barat, Doğu Türkistan Milli Ordusu’na mensup tutuklanan 28 bin kişiden biridir. 22 yıl Çin işkencesine dayandıktan sonra, kurtulan 300 şanslı kişiden birisi olarak gördüğü zulüm ve işkencelere rağmen çocuklarıyla birlikte yurtlarına dönmek hasretiyle yaşamaktaydı. Şubat 2003’de Mekke’de Tanrı’nın rahmetine kavuşan Hacı Barat’ın halkına olan haksızlık ve mazalimleri kınamak için kendisini İstanbul’un Çin Başkonsolusu kapısını demirlerine kelepçeliyerek ağladığını, İstanbul’da olduğumda kendi gözlerimle görmüştüm. Hacı Barat’ın anlattığına göre 22 yıl boyunca 80-150 sentimetre ebadındaki odada kalmıştır. Kışın iliklerine kadar donduğu gibi, yazın da bunalıyormuş. Sabahları bir bardak suyun yanısıra 100 gramlık mısır unundan yapılmış ekmekle akşama kadar idare etmek zorundaymış. Akşamları ise, 50 gramlık sebze suyuna hamdeden Hacı Barat, 1982 yılında nedenini bilmediği sebeple odasından çıkarılarak, 3 yıl boyunca beyaz elbiseler giydirilerek, önüne ‘‘ Pan Türkist – Pan İslamist ’’ sırtına da ‘‘ Vatan Haini ’’ yazısını yazarak onu sokaklarda gezdirmişlerdir ve kendisine laubaları temizlemişlerdir. Hacı Barat 1933 yılında tüm bu işkencelerden kurtulmak için, eline geçirdiği sahte bir pasaportla Türkiye’ye kaçmıştır.


Doğu Türkistan

Hilalın simgeler şanlı tarihi
Kanımdan bir parçasın sen
Tarih boğacaktır Kızıl Çin’i
Sen özüm Doğu Türkistan.

Hanı Cengiz Hanlarla Ulu Hakan
Dinleyin beyler Türk kanıdır akan
Komünizmin uşaklığını yapan
Çin’i de dize getirir Doğu Türkistan.

Ay yıldız semboludur şanlı Türk’ün
Vatan için verilmez Çin’e ödün
Şehitler bizim baş tacımız bunu bilin
Şehitler dıyarıdır Doğu Türkistan.

Her zaman kahpece fitne fesatla
Esir aldın Türk’ü bunu unutma
Bir bütündür Türklük ülkü gelir yanına
Güneş doğacaktır elbet Doğu Türkistan’ıma.

Seninle övünür bu cengaver nefer
Eğer gerekirse tekrar girerim miğfer
Vatan toprakları için göksümü
Siper ederim Doğu Türkistan.

Bağımsızlık Mücadelene oluruz destek
Sizin ektiğiniz fidan yeşerir elbet
Kızıl Çin’e de vurarız kötek
Sen Türk’ün ilk yurdu Doğu Türkistan.

Şairim yazarım Türkistanıma
Mazlumun ahı kalmaz yerde unutma
Nice Cengizhanlar yetişir dah
Gazan da mübarek olur Doğu Türkistan.
( Lütfi Küpeli )


Devam edecek

Türkmenşanı Medya Merkezi
ITTBM

www.turkmensani.com

Thursday, 20 August 2009

Mübarek Ramazan Ayı Hoş Geldin


Mübarek Ramazan Ayı Hoş Geldin

Happy Ramadhan Kareem

Bon mois beni du Ramadan

As salamu'aleykom wa rahmatulah wa barakatuh, Ramadhan kareem aleykom

Fi amanillah

Tuesday, 18 August 2009

Türkiye'de Yaşayan Iraklılara Duyurulur.

18 Ağustos 2009, Salı .

Türkiye'de Yaşayan Iraklılara Önemle Duyurulur.

Türkiye'de Yaşayan Iraklılara Önemle Duyurulur. Türkiye'de yaşayan Irak'lı Türkmenler; 16.01.2010 tarihinde yapılacak olan parlemato seçimlerine katılabilmeleri için en kısa zamanda Ankara'da bulunan, Irak Türkmen Cephesine, başvuru yaparak veya telefonla görüşerek isim ve adreslerini bildirmeleri gerekmektedir.

İletişim Bilgileri
Irak Türkmen Cephesi
Türkiye Temsilciliği
Adres: Abidin Daver Sk. No:12 Çankaya / ANKARA
Tel: 0090 312 442 92 77-78
Fax: 0090 312 442 92 80
E-mail: ankara@kerkuk.net
ITC TT
Enformasyon ve Halkla İlişkiler Şubesi

Monday, 17 August 2009

Ahlat: a living witness to Turk's first arrival in Anatolia

President Abdullah Gül’s recent visit to Ahlat has revived interest in the location, which boasts historical mosques, tombs, graves, bridges, baths and aqueducts


Ahlat, a city used by Alp Arslan, who opened the doors of Anatolia for the Turks, as a base before his famous victory in Malazgirt, can be considered an outdoor museum with its unique tombstones.


http://www.todayszaman.com/tz-web/news-184184-ahlat-a-living-witness-to-turks-first-arrival-in-anatolia.html


Having recently been visited by President Abdullah Gül, Ahlat came to public attention once again, exhibiting its historic heritage of mosques, tombs, graves, bridges, baths and aqueducts. The city has numerous structures that have witnessed the passage of time, such as a Seljuk graveyard, a castle, Hasan Padişah's tomb, Emir Bayındır's tomb, Sheik Necmettin's tomb, Erzen Hatun's tomb, the İskender Pasha Mosque and Bayındır Bridge.

While it is named after Urartian King Lat, Ahlat contains numerous works of art and architecture from the Seljuk and Ottoman empires. Legend has it that King Lat, ruling the territory near Lake Van, was badly wounded during an attack against the city by the Med. The king's daughter cried for her father, mourning and shouting: "Ah! Lat. Oh, dear Lat!” until the Med conquered the city. When the Urartian king died, this city he loved very much was named after him. The legend also claims that the Urartian people, the oldest inhabitants of the city, called it "Halads" while Armenians referred to it as “Shaleat," Syriacs "Kelath," Arabs "Hil'at" and the Persians and Turks called it "Ahlat."

The city's inhabitants were introduced to Islam during the time of Omar, the second caliph. Eyad bin Ghanem, who conquered Jazira, also conquered Ahlat, making it part of the Islamic state. The tombs located at the entrance of the city, particularly that of Abdurrahman Gazi, are among the prominent works of architecture that stand out as symbols of the city's Muslim identity. Abdurrahman Gazi's tomb and the historic mosque near it are located on a green patch of land covered with roses on a hilltop with a vantage point over Lake Van, hinting at the richness of civilization in the district.

Starting in 1040, Ahlat served as a place of call for Turkmens arriving in Anatolia. The conquest of Anatolia started in Ahlat. In 1054, arriving from Ahlat, Tuğrul Bey blockaded Malazgirt but failed to conquer it.
Under the rule of Sultan Alp Arslan, Ahlat served as a military outpost for the Seljuk military campaigns into Anatolia. Sultan Alp Arslan conquered Malazgirt with the help of Ahlat. According to historian Ibn al-Azraq, the inhabitants of Ahlat who lent support to Alp Arslan in the Malazgirt war returned from the war with rich war spoils, and the city was ruled by governors appointed by Alp Arslan from that time.

Tombstones that stopped the Russian army
History textbooks write that more than 2,000 people from Ahlat died during World War I. During and after the war, the people of Ahlat were frequently attacked by Russians or Armenians, and in dire straits, they migrated to other cities. At a time when World War I was being fought fiercely, the Russian army proceeded toward Ahlat. One evening, the Russian troops came close to the city and took up positions at the entrance of Ahlat. However, they were stunned by what they saw in the darkness of that evening. A large army was standing in front of the Russians without feeling the need to hide themselves. At the order of the Russian commander, Russian soldiers started a fusillade. But not a single soldier from the Turkish army moved to seek shelter. Despite the shower of bullets, they stood their ground. The Russian commander repeated his order to attack, with no visible effect. As night fell, the Russian army decided to stop firing and wait for the morning, but they were shocked by what they saw the next day. What stopped the big Russian army was nothing but tombstones, each taller than an ordinary person.

The tombstones, about 3 meters in height, are still there, as if the symbols of a seal impressed on the stones from a grandiose culture and civilization. In the graveyard of Ahlat, one gets the impression that the souls of the people who once had their name heard throughout the world with their works and services have haunted these tombstones.
The Arabic inscriptions on these stones, each a wonderful work of art, are still vivid.

Bitlis Governor Nurettin Yılmaz stresses that Ahlat was the first Turkish outpost, opening the doors of Anatolia to the Turks. "The mosques, tombs, the Seljuk graveyard, the bridges, the baths and the aqueducts in the city were built by our ancestors. They still stand erect, even in our time. Ahlat is the living witness to the civilization Turkey established in Anatolia at least 1,000 years ago. A museum will be built in Ahlat, and a cultural center building will soon be commissioned," he says.

Ahlat District Governor Bilal Şentürk notes that Ahlat is an important district both in terms of its past and its natural assets. Ahlat Mayor A. Mümtaz Çoban describes Ahlat as the door of Anatolia and the seal of Turkishness. Çoban adds that large-scale projects should be implemented in order to promote Ahlat and the rich civilization of this city to the world.


17 August 2009, Monday